Gaziantep Büyükşehir Belediyesi     

Bugün 


 

 

      

 

 

Ana Sayfa    |     Hakkımızda    |     Etkinlikler    |   Gaziantep    |    Radyolar    |    Bağlantılar    |    İletişim

 

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Gaziantep Ağzı  

Yazan: Nurel Taner

Gaziantep, ‘Antep’ adını tarihin derinliğinden, ‘Gazi’ sıfatını ise Milli Mücadele’deki üstün savunmasından alır.

Eski adı ‘Ayıntab’dır. Bir söylentiye göre; ‘Ayın’ pınar ya da bayrak, ‘Tab’ ise güç anlamına gelir. Başka bir kaynağa göre; ‘Ayın’ bir kral adıdır, ‘Tab’ ise Eti dilinde toprak demektir. O halde ‘Ayıntab’, güçlü pınar veya Ayn’ın memleketi anlamına gelmektedir.

‘Gazi’ sıfatı ise, yapmış olduğu onbir ay sabır dolu savunmanın sonunda Fransızları memleketlerinden kovan Anteplilere, TBMM’nin 6 Şubat 1921’de verdiği ünvandır.

Gaziantep, Mezopotamya ile Akdeniz arasında bulunan bir bölgededir. Akdeniz’den doğuya ve kuzeye giden İpek Yolu üzerinde bulunması tarihini de namlı etkilemiş; birçok uygarlığın etkisi altında kalmasına neden olmuştur.

            Gaziantep, kültür bakımından çok şanslı yörelerden biridir. Eskiden beri çeşitli uygarlıkların konakladığı bu il, kültürünü her dönemde korumayı başarmıştır. Gaziantep çağdaş bir kenttir. Çağdaşlaşırken, kültürünü de törelerini de yitirmemiştir. Yeniye alışırken eski değerlerini kaybetmemeye özen göstermiştir. Bunu sınamak için çağdaş yaşam sürdüren, ileri görüşlü olarak bildiğiniz Gazianteplilerden birisinin evinin kapısını çalmayı deneyin. Güler yüzle kapıyı açan ev hanımının mutfağından buram buram Antep yemeğinin kokusunu duyacaksınız. Yaptığı yuva(r)lama, ufak köfte, doğrama, simit kebabı, yoğurtlu patates, malhıtalı aş, firik pilavı vb. yemeklerin bazı malzemelerini bile kendi eliyle hazırlamıştır evin hanımı. Biber salçasından nanesine, dolmalık patlıcanından kırmızı toz biberine kadar birçok malzemeyi. Yüzyıllardır süren töreleri gereği Antepli hanım, evinin en güzel mekanını misafiri için kullanır. Yemeğin en özenlisini misafiri için hazırlar. Kısacası “Evini yıkıp, yüzünü ağartır.”

Yeni kuşağın ayak uydurmakta zorlandığı töre ve inançlarımız da vardır: Antep’te bir evin saçağında, duvarlarında kuşlar cıvıldasa, o eve misafir geleceğine inanılır. Ufak köfte, yuva(r)lanırken üst üste gelirse eve konuk geleceğine inanılır. “Gece aynaya bakan gurbete gider” denmesinin sebebi, gece aynaya bakan, saçını tarayan kız çocuğunun kendine çok zaman ayırdığı için, evde babasına, abisine hizmet edemeyecek olmasından kaynaklanır. Gece mum ışığında tırnak kesmenin yasaklanması ise, aydınlatmanın yetersiz olduğu dönemlerde, kişinin kendine zarar vermemesi için söylenmiştir. ‘Çocuk ateşle oynarsa altına işer’ inancı, çocukları ateşten uzak tutmak, kazayı önlemek içindir. ‘Çocuk kuyuya bakarsa, ömrü kısa olur’ inancı ise yine çocukları tehlikeden korumak içindir.  Doğumdan sonra yeni doğan bebeğin gözlerine sarımsak suyu ile sürme çekilmesinin nedeni yüzyıllar sonra açıklığa kavuşmuştur; çünkü antibiyotik etkisi vardır sarımsakta. ‘Kazanın dibini yalayan kızın düğününde yağmur yağacağı’ inancında veya ‘sakız çiğneyen erkek çocuğunun bıyığının eğri çıkacağı’ inancında hep saygıya davet yatar. Evin kedisi kıbleye dönerek ayağını veya yüzünü yalarsa, ev halkından birinin gözü dalarsa veya köfte yoğrulurken kırıntıları tepsi dışına sıçrarsa o eve misafir gelecektir mutlaka. Kızların bahtının açılması için Şahraman duası, Bakara sûresi veya kırk bir (kere) Yasin okunur. Kuran-ı Kerim yedi kez su ile tartılıp, su kızın başının üstünden örtülen örtünün üzerinden dökülür. Yaşı geldiği halde evlenemeyen kızlar için kilit açtırılır. Cuma gecesi selâ verilirken kızın başının üzerinde kilitlenen asma kilit cuma günü Ömeriye Camisi’nde namazdan çıkan bir çocuğa açtırılır. Böylece o kızın bahtının açılacağına inanılır.

Eski değerleri kaybetmeden yeniliğe açık olmak Gazianteplinin özelliğidir. Gaziantep’i görmemiş olanlar, bulunduğu bölgenin etkisiyle Arapçanın konuşulduğu, Arapçanın etkisinin fazla olduğu bir il sanırlar. Oysa Antep’te Arapça konuşan bir tek insana rastlanmaz. Yöremiz halkı en eski asırlardan beri Türkçe konuşmaktadır. 1918 yılına kadar Suriye ile Türkiye arasında sınır bulunmamaktaydı. Arapça konuşulan Halep, vilayet merkezi idi. Antep ise Halep’in kazasıydı. Aralarında Kilis’ten geçen sadece 120 km‘lik bir yol vardı. Mesafenin bu kadar az olmasına karşın, bu iki yerleşim yeri dil ve kültür bakımından birbirini fazla etkileyememiştir. 

Gaziantep ağzının özellikleri:

Bugün Gaziantep ağzında kullanılan aslen Arapça olan kelimelerin birçoğu Türkçenin ses özelliklerine uydurulmuştur:

Ayvaz         = ahraz                      Sağlam          = gayim            

Galiba         = elam                        Cimri             = mıhrız            

Yapışkan      = dıbık                       Merdiven        = süllüm           

 

Arapça sözcüklerden bir kısmı büyük ünlü uyumuna uydurulmuştur:

İvaz              = ayvaz                   Emanet         = amanat

Zalim             = zalım                    İnat              = aynat

Dükkân          = düven                   Cahil             = cahal

Âfet              = afat                     Kale              = kala

Refik             = rafık  

 

Yöremizde Farsça sözcükler de vardır:

Deşti            = susuz tarla                       Mıh          = çivi

Horanta         = ev efradı (halkı)                Suhra       = angarya

Teşt             = büyük leğen

 

Farsça kelimelerin de bir kısmı büyük ünlü uyumuna uydurulmuştur:

Ateş             = ataş                       Bahane        = mahana

Beraber         = barabar                   Kâkül           = kekil

Zira              = zere                       Avare           = avara

 

-Gaziantep yöresinde ‘ayın’ sesi (ع) kullanılır:

Ambar, acele, ayak, asker, acep, amele

 

-Ünlülerin bir kısmı uzun ünlü olarak kullanılır. Bu uzun ünlüler g’nin düşmesine neden olmuştur:

Boğaz  = ba(a)z

Soğuk  = so(o)k

Işığa    = ışa(a)

 

-Geniz n’si vardır:

Bunalmak -  bun(nğ)almak

Donmak   don(nğ)mak

Beniz      -  ben(nğ)iz

 

-Yöremizde kelime başındaki ‘b’, p’ye dönmüştür:

Bakla = pakla

Bıçak = pıçak

 

-Kelime içinde bazı c’ler ç’ye dönmüştür:

Yalancı = yalançı                   kalaycı = kalayçı             yolcu = yolçu

 

-Kelime başındaki k’ler g olmuştur:

Kaba = gaba            kan   = gan           kuzu  = guzu

Kalın = galın            kuyu = guyu          Kuduz = guduz

 

-İlimizde ‘ki’ bağlacı yerine ‘kine’  bağlacı kullanılır:

Sen gelmelisin kine o da getsin(gitsin)

 

-‘Ne kadar’ yerine ‘neçe’ zarfı kullanılır:

O benden neçe so(o)na geldi 

 

-‘Neden’ yerine ‘ne has’ kullanılır:

Bu pazar ne has gelmedi(i)z? (Neden gelmediniz, hayrola ?)

 

 

Unutulan el sanatlarına örnekler : 

          Her yörede olduğu gibi bizim yöremizde de el sanatlarının ve ticaret dallarının birçoğu unutulmuştur. Artık kurban bayramlarında ‘deri satan, ba(a)rsık sata(a)n’ diyerek dolaşan kurban derisi ve bağırsağı alıcıları; uzun kış geceleri ‘küsbe(e), gaymaklı küsbe(e)” diye bağıran seyyar satıcılar kalmadı. Birçoğu unutuldu. Unutulan el sanatlarından bazıları:

Allefçiler; buğdayı yıkayıp,kurutup eleyenler

Cülhalar; dokumacılar

Haratlar; tahta tornacılar

Hüderciler; sebzeciler

Kanevetçiler; su dağıtımını idare, kontrol edenler

Kazazlar; keçi kılından çuval, çadır dokuyanlar

Masereler; sıkılan şeyin suyunu ya da yağını çıkaranlar

Mutaflar; keçi kılından çuval, çadır dokuyanlar

Pineciler; eskimiş yemeni, ayakkabı tamircileri.

 

HAYCE BACI ile EMMUN

Biliriz ki dilimizde kullandığımız deyimler anlatım gücünü artırmak için, az çok mantık dışında kalan belirli kalıplardır. Deyimlerde mantık aranmaz. Her yörenin kendine özgü deyimleri vardır. Yöremiz bu açıdan çok zengindir. Bunların birçoğunu bir araya getirip, sokakta birbirine rastlayan iki yaşlı kadının ağzından sizlere aşağıda yansıtmaya çalıştım:

- Abo(o)v Hayce Bacı sen misin ne? Zere gaç gündür özüm sergiydi, seni görücüymüşüm de ondan heralda!

- Allah yıraf ede Emmun, ben de öldün belledimdi seni, nişleydin bunca vahıttan belli?

- Sorma, güccük o(o)lanı everdim. Eşgi, üşgü bağımızın goro(o) deyip, görümümün gızını alıym dedim. Almaz olaydım. Başıma gelen bişmiş tavığın başına gelmezdi. Germece gerilesice gelinin eli yüzünde ekme(e) dizinde. Elinden gabıklı goz yinmez. Onca eme(e)m boşa geddi. Gelin elden ayrıksı önüne geleni it gibi gapıy. O(o)lanın işi biddi, neysenin anasını etken yedi, gemikken addı. Me(e)rsem, o(o)lan geder it getirir; gız geder yiğit getirirmiş. Şindi de erceden odalarına çekiliyler, bana gırcıvık veriyler.

  - Aman bacım, sen de inne yimiş ite dönen o gelini nerden buldun? Kör pisik kimi yide(e)ni inkar ediy. Hasaba alma onu da sen gendine bak. Ambel beter kepir hış yatarsın so(o)na bahanın bile yok…

 

TOMUZLAN HÂTIN

Masal genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, olağanüstü kişilerin başından geçen olağan dışı olayları anlatan kısa hikayelerdir. Çocukluğumuzda masallar bizi hayal dünyasına götürürdü. Devlerden, saraylardan, ejderhalardan oluşan bir hayaldi bu. İyinin hep kötüye galip gelmesi ile biterdi masalların sonu. Bu masalları kim bilir hangi yaşlı nineler, kaç çocuğa anlatıp onları mutlu etmişlerdir. Yöremizdeki masallardan bir örnek:

Evvel zaman içinde, halbır saman içinde, deve tellallık ediyken, eşek hamallık ediyken, gara geçiler berberde, tombul guzular çimende otleyken, o yalan bu yalan, deveyi yuttu bi yılan, pire üstüne binip de deveyi gucağına alan, bu söylediklerimin hepsi yalan. Bir dene Tomuzlan Hâtın varmış. Tomuzlan deyip de geçmiyek. Tatlı sular içmeyek. Bu hikayeyi dinlerken gendimizden geçmiyek. Neyse sözü uzatmayak. Çok yalan söz atmıyak. Şarktan vurdum gılıcı, garptan çıktı bir ucu. Hakiyenin aslını biz şimdi görek.

Vaktiyle zamanında bir Tomuzlan Hâtın varmış. Bir gün tombul tombul, yuvalana yuvalana gezmiye çıkmış. Derken bi hallaçnan garşılaşmış. Hallaç gendine demiş kine,

-Boyu uzun beyler hâtın, saçı uzun selver hâtın, nerden geliyn, nere gediyn?

Tomuzlan da ona,

-Gişi aramaya gediym, demiş. Hallaç, 

-‘Ba(a) varın mı?’ demiş. Tomuzlan, "Varırım varırım amma(a), ba(a) öfkelendin mi beni neynen döversin ?" demiş. Hallaç da ‘tokmaknan’ dede(e) kimi, Tomuzlan Hâtın, -Ben sa(a) varmam, deyp yoluna devam etmiş. Gediyken gediyken garşısına bir kilimci çıkmış. Tomuzlan’a demiş kine,

-Boyu uzun beyler hâtın, saçı uzun selver hâtın, nerden geliyn, nere gediyn ?

Tomuzlan, ‘Gişi aramaya gediym’ demiş. Kilimci, ‘Ba(a) varın mı?’ demiş.

Tomuzlan Hâtın, ‘Varırım, varırım amma(a), ba(a) öfkelendin mi beni neynen döversin ?’ demiş. Kilimci, ‘Mekemnen döverim’ demiş. Tomuzlan Hâtın da, “Yok ben sa(a) varmam” demiş. Gene yoluna devam etmiş. Bu sefer de garşısına bi dene sıçan çıkmış. O da Tomuzlan’a demiş kine,

-Boyu uzun beyler hâtın, saçı uzun selver hâtın, nerden geliyn, nere gediyn ?

Tomuzlan, “Gişi aramaya gediym” demiş. Sıçan, ‘Ba(a) varın mı?’ demiş. Tomuzlan Hâtın, ‘Varırım, varırım amma(a), ba(a) öfkelendin mi beni neynen döversin ?’ demiş. Sıçan, ‘Ben dövmem, ancak guyru(u)mnan gözüne sürme çekerim’ demiş. Tomuzlan Hâtın da ‘Eyleyse, ben sa(a) varırım’ demiş. İkisi elele verip eve gelmişler. Bir gün Tomuzlan sıçana,

-Ben kalkim da şu asbapları yuym, acı sen de get, bize bey evinden pendir, çörek getir, demiş. Sıçan goymuş getmiş. Tomuzlan Hâtın da don yumuya başlamış. Ceviz gabından küllük, fındık gabından gazan, fıstık gabından da teşti varmış. Tomuzlan Hâtın küllükten su alıyken, külle(e) düşmüş. O sırada evleri(i)n yanından atlılar geçiymiş. Tomuzlan Hâtın onlara,

-Tıkır tıkır atlılar, tıkırtısı datlılar, bey evine varası(ı)z, pendir çörek yiyesi(i)z, Sıçan Bey’e diyesi(i)z ki ‘Boyu uzun beyler hâtın, saçı uzun selver hâtın su alırkene külle(e) düştü, durmaya, gelsin’ demiş. Neyse sıçan gelmiş, Tomuzlan’a elini uzatmış ve demiş ki,

-Ver elini çekerek

Tomuzlan Hâtın,

-Yok ben sa(a) küserek, demiş. Sıçan yine, ‘Ver elini çekerek’ demiş. Tomuzlan, ‘Get ben sa(a) küserek’ dedee kimi, sıçan da gızıp ‘Eyleyse ben de sa(a) basarak deyp, ambel beter Tomuzlan Hâtını külle(e) bastırmış. Tomuzlan ölmüş, hakiyemiz de burda sona ermiş…

Beddualar:

Bed (Farsça): Kötü

Dua (Arapça): Allah’a yalvarma

Beddua: Kötülük isteme, ah

 

İnsanoğlu ne zaman kızıp, kızgınlığını ifade etmek istemişse beddualara başvurmuştur. Beddualar belirli kesimlerde insanların rahatlama aracı olmuştur, kişinin eliyle uzanamadığı yere diliyle uzanmasını sağlamıştır.

Anadolu’da beddualar daha çok kadınlar tarafından kullanılmaktadır. Devirlere göre beddualarda değişmeler görülmüştür:

 

Fransız topundan gedesin !

Ganser allefinden ölesin !

Allah mahşerde gulum demiye !

Bedestende canın bazarına oturasın !

Dilin lâl ola, gözün kör ola !

Dört gişinin çingilinde gelesin !

Hanevin harab ola, yurdun yuvan dağıla !

Oyum oyum oyulasın, samsak gibi soyulasın !

Ulum ulum ulasın, lep lep dökülesin !

Aklın barda(a) gırıla !

 

Dualar:

Dualar, o ulusun söz yaratma kudretinden doğmuştur. Halkın düşüncesinin, yaşayışının, inançlarının, zekâlarının keskinlik derecelerini gösterir. İçlerinde güzel buluşlar, kuvvetli felsefeler vardır:

Allah gafilin gadadan esirgiye !

Allah şeytanına zabınlık vere !

Allah kimseyi yaz günün ayransız, gış günün yorgansız, bayram günü o(o)lansız goymıya !

Allah sa(a) ocağı küllü, körü(ü) kirli yer nasip etsin !

Allah uyur ardı sıra uyanık düşürmiye !

Toprak diye avuçladığın altın olsun !

Toprağınca yaşıyasın !

 

Anadolu köylerinde uzun süre araştırma yapan bir İngiliz toplum bilimcisi, bundan 55-60 yıl önce Cahit Tanyol ile konuşurken şu ilginç gözlemlerini anlatmıştır: ‘Anadolu, büyük köylerin toplamından oluşmuş bir ülke. Türkiye’de iki büyük şehir var. İstanbul ve Gaziantep ! Büyük şehir demek, uyumayan yani gece hayatı olan şehir demektir. Gaziantep dışında diğer Anadolu şehirleri uyuyan büyük köyleri andırır.’ Gaziantep, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alır. Bu şehri görmemiş olanlar, yoksul, bakımsız, sıcak ve kurak bir Anadolu kenti sanırlar. Oysa bu şehir kendi bölgesindeki komşu illerle uzaktan yakından benzerliği olmayan ayrı bir site görüntüsündedir. Gaziantep’i komşu illerden ayıran özelliklerden bazılarından bahsedelim: İngiliz toplum bilimcinin görüşünün ne kadar doğru olduğunu anlamak için 1930’lu yıllara gitmek gerekir. O yıllarda Antepliler gece hayatına ailece katılır; tıpkı sinemaya gider gibi içkili gazinolara giderlermiş. En ufak bir olay çıkmazmış. O dönemlerde kahvelerde kadın garson çalıştırmak yaygın duruma gelmişmiş.

Antep’i diğer illerden ayıran bir başka özellik de beyin göçünün fazla olmamasıdır. Yıllar boyu ilimizdeki aydınların çoğu tabir yerindeyse bu toprağın evladıydı. Mühendis, avukat, hâkim, öğretmen, gazeteci… Hepsi de dönüp dolaşıp kendi şehirlerine yerleşirlerdi. Bu ile dışarıdan gelenler de bir süre sonra şehri benimser, yerli halkın bir parçası olurlardı. ‘Olurlardı’ diyorum, çünkü birçok büyük şehir gibi Gaziantep de göçün yıkıcı etkisinden nasibini almıştır. Bu şehirde de değişim kaçınılmaz olmuştur artık. Yemek kültüründen dualarına, masallarından deyimlere kadar birçok değerimizi kaybediyoruz zaman içinde. Mutfağımızda ötçe tavası, badıya, tis kazan, havan bulunmasa da, uzun kış gecelerimizi masalların büyüsü dolduramasa da, ailenin tüm fertleri aynı sofra başında toplanamasa da, çocuklar aşık, gülle, yakan top, darabil oynamasa da bu şehirde her şey, eski ile yeni el ele tutuşmuşcasına güzel. Nineyle torunu misali. Onları birbirinden ayırmaya gönlünüz razı olabilir mi ?

  

Gaziantep Ağzı 

genel bilgi          -          örnek sözler

- Sayfanın Başına Git -

 

 

- Geri Dön -

 

 

 

 

 

Gaziantep'te tiyatro !

 

 

 

 

 

 

 

Gaziantep'te Hava

Gaziantep

Kaynak: Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü

 

   

 

 

 

Türk Dil Kurumu 

 

     

 

 

 

' Gaziantep Kültür Sanat '

 duyuru grubuna üye olun !

Ad Soyad

 E-posta

 

 

 

 

   

Zeugma sizi çağırıyor !

 

Ana Sayfa    |     Hakkımızda    |     Etkinlikler    |   Gaziantep    |    Radyolar    |    Bağlantılar    |    İletişim

 
 

Bu site,

 Gaziantep Büyükşehir Belediyesi -  Eğitim ve Kültür Müdürlüğü 

bünyesinde faaliyetlerini yürüten 

'Gaziantep Kültür Sanat' 

adlı elektronik duyuru grubunun resmî internet sitesidir.

Yapılacak alıntılarda bu sitenin kaynak gösterilmesi rica olunur.

 
   

Sema Marangoz

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi - Eğitim ve Kültür Müdürlüğü

Gaziantep

sm@gaziantepkultursanat.org 

   
   

 

   
 

Bu site en iyi 1024 x 768 piksel çözünürlükte izlenebilir.

 

Ağ yöneticisine ulaşmak için:

ag@gaziantepkultursanat.org

En son otomatik güncelleme - 01.01.2008 00:15